Kendinize Ait Bir Hayat Mı Yaşıyorsunuz?
Ne zamandan beri kendinizi diğerlerine göre hizalamaya çalışıyorsunuz? Aslında görsel hafızamızı çalıştırarak doğduğumuzdan beri taklit yoluyla çevremizde gördüğümüz hareketleri tekrarlamaya başlarız. Bir müddet sonra o nörolojik otoyollar oluşur ve izlemeye gerekliliği kalkar ve kendiliğinden olur. Alışkanlıklar da böyledir. Tekrara dayalıdır. Hiç yemediğimiz bir şey 21 kez yediğimizde alışkanlık haline gelir. Tat reseptörleri beyinde öyle bağlantılar oluşturur ki,tadını sevmediğimiz bir yiyeceği bile tekrar sayesinde rahatsız olmadan hatta sevdiğimizi zannederek yemeye başlayabiliriz diyor uzmanlar.
Bu durumun hayatımızın geneline yansıması nasıl peki? Gördüklerimiz, öğretilenler, atalarımızdan bize ulaşmış olanlar derken ortaya karışık bir sistemin içinde buluruz kendimizi. Bu sistemin karmaşası öylesine doğal gelir ki bize, özümüz çok sisli bir halde en derinlerde saklanabilir. Kendinize ait bir hayat mı yaşıyorsunuz? Kimin yerine üstesinden geldikleriniz var? Kim adına aslında size ait olmayan yükler var arkanızda? Sonbahara girerken biz de yapraklar gibi bir silkelenelim mi?
- Hayatta ne sizi gerçekten mutlu eder?
- Neleri gerçekleştirmek istersiniz? En az on tane yazın.
- Şimdi bakın bakalım bu yazdıklarınızın kaç tanesi size ait olan istekler? Kaç tanesini aileniz öyle olmasını isterdi, arkadaşlarınıza uyum sağlamak için iyi olurdu, eşiniz kendini yalnız hissetmezdi, çocuklarınız iyi bir ebeveyn olduğunuzu anlardı… diye seçtiniz?
- Şimdi listeyi gözden geçirin. Size ait olmayanları eleyin.
- Ardından gözlerinizi kapatın. Derin üç nefes alın. Kalbinizin sakinliğini tüm hücrelerinizde hissedin.
- Şimdi hayal edin. Gerçekten size ait olan, olmasını istediğiniz neler var? Onları not edin.
- Tekrar gözden geçirin. Bunlar tamamen sizin için mi? Aileniz, yakınlarınız adına veya onlar için olan istekler mi?
- Tamamen kalbinizi coşturan şeyler olduğuna emin olduğunuzda, gözünüzü kapatıp onların gerçekleştiğini imgeleyin.
İsteklerimizi hayata aktarabilmemizin önündeki günlerce yazabilecek kadar fazla engel olabilir. Ama ben bu yazıda size belki dönüşümünüze ilham olur diye en sık rastladığım iki tanesinden bahsedeceğim.
Birincisi; “Bu saatten sonra değişse ne olur?” kaydıdır. Ne mi olur? Her şeyden önce tekamülümüze uygun bir adım atmış oluruz. En derinlerdeki benle buluşmuş oluruz. Hayat amacımızı gerçekleştirmek için geldiğimiz bu fiziksel deneyimimizde akışla uyumlu akmış oluruz. Yıllar önce master eğitmen olmak için St. Petersburg’a eğitmenlik eğitimine gittiğimde sınıf arkadaşlarımdan biri 86 yaşında bir Rumen erkeğiydi. Bir ay boyunca derse tam katılım sağlayıp inanılmaz bir mutlulukla mezun olmuştu. Bu yaştan sonra ne yapayım dememişti. Bir başkası ne der dememişti.Tepki alırım dememişti. Saygınlığım bozulur mu diye düşünmemişti.
Neyi istediğimize odaklanmak, içimizdeki o ilahi parça ile temasa geçmemizi kolaylaştırır. Kendimizi reddedip başkalarına göre konumlandırmaya çalışmak ise bizi kendimizden uzaklaştırır. Bu mesafe artmaya başladıkça, otomatik olarak kendimizi eleştirirken buluruz. Önce kendimizi yansıttığımız diğerlerini, sonra dünyayı. Bu durum bir müddet sonra öyle bir enerji sistemi yaratır ki, sürekli şikayet, tatminsizlik ve mutsuzluk olan bir sanal duvarın içinde yaşamaya başlarız.
İkinci en büyük bariyerimiz de “Hayallerime ulaşırsam biter” inancıdır. Genelde üst nesillerden genlerimiz aracığlığıyla taşıdığımıza inanılan bu kayıt, “Bir sonrakini istemeye hakkım yok” alt metninin hayat bulmuş halidir.Nesiller boyu, savaşlarla, göçlerle gelen kıtlık bilincinin kısıtlayıcı etkisi bizi bu aşamada da yakalayıp kısıtlayabilir.Ne zamana kadar? Fark edip değiştirene kadar. Evrenin olasılıklarının ve bolluk bereketeinin sınırsız olduğunu hatırladığımızda bile bir şeyler değişmeye başlar.
Bu sonbahar tazelenme fırsatı olsun mu bize? Yukarıdaki çalışmayı yapmak için ihtiyacınız olan şey sadece bir kağıt, bir kalem ve kalbiniz. Temasa geçmekten korkmadan cesurca ilerleyelim mi? Tam da bugün tam kapasitemizi hatırlayarak potansiyelimizi hayata aktarmaya başlayalım mı?Haydi o zaman…
